Meditasyon Ve Yoga Arasındaki İlişki

Meditasyon denince ne anlıyoruz?

Meditasyon pek çok farklı kültürde ve ezoterik öğretide kendine yer bulan bir kavram, bir pratik. Uygulama yolları ve prensipleri disiplinden disipline değişse de hepsinde meditasyona dair ortak unsurlar ve tanımlar bulunuyor. Bunlardan en temeli farkındalık. Farkındalık geliştirmek için türlü türlü yöntemler ve araçlar kullanıyoruz. Bu konuyu derinlemesine okumak istersen Meditasyon Nedir Ne Değildir? yazımıza göz atabilirsin!

Meditasyon, odağımızı ve farkındalığımızı iç alanımıza yönelterek yaptığımız bir araştırma pratiği aslında. Yanıtlarımızı dışarıda aramak, eylemler üzerinden çıkarım yapmak yerine, içeriye dönme süreci. Dolayısıyla meditasyon yapılan bir şey, varılan bir nokta değil de, içinde bulunulan bir hâl olarak tanımlandığında bu ilişkileri, pratikleri kafanda canlandırman belki daha kolaylaşabilir. Bu şekilde tanımladığımızda kafan biraz karışmış olabilir çünkü biraz gizemli bir tanım oldu. Merak etme, yalnız değilsin. Aslında neredeyse herkes için meditasyon ilk bakışta böyle karmaşık bir pratik. Tam da bu yüzden pek çok disiplin başlarda en basit ve anlaşılabilir araç gereçleri ve pratikleri öneriyor. 

Yoga öğretisi

En basit hâliyle ifade etmek gerekirse yoga öğretisi farkındalığı artırmak üzerine kendi araç gereçlerini, metotlarını sunan ve izlenmesi gereken bir patika öneren disiplinlerden yalnızca bir tanesi diyebiliriz. Yoga gibi sayısız öğreti kendini tanımak aracılığıyla evreni tanıma yoluna dair yöntemler sunuyor. Yoga, bunların içinde tüm dünyada en yaygınlaşanlardan biri hâline geldi. Bunun da belli başlı sebepleri var.

Sosyal medyanın, internetin yaygın kullanımı sonucunda herkes farklı bakış açılarına ve farklı coğrafyalardan gelen bilgilere daha çok maruz kalır oldu. Böylelikle yoga da hayatımıza daha çok girmeye başladı.

Yoga öğretisi, ana coğrafyası olan Hindistan’dan birkaç hoca aracılığıyla son yüzyılda diğer ülkelere taşındı. Yoganın pek çok felsefeye ya da disipline göre hayatımızın içine çok daha rahat bir şekilde girmesinin sebebi yoğun fiziksel pratiği ve pedagojik anlatımı olabilir. Pedagojik derken ne kastediyoruz? Yoga öğretisinde sekiz basamak bulunuyor ve farkındalık bu basamaklardan geçerek inşa ediliyor. Bu basamaklardan bir kısmı çok daha soyut kalırken bazı basamaklar da herkesin kendine adapte ederek uygulayabileceği ve her yönden fayda sağlayan basamaklar. Bu basamakları kısaca özetlemek gerekirse

İlk iki basamak kendimizle ve çevremizle ya da toplumla ilişkimizde benimsememiz gereken davranış biçimlerini ve etik ilkeleri oluşturuyor. Mesela “şiddetsizlik” ya da “çalmamak” ilkeleri… Bunlar hem yoganın felsefi altyapısını oluşturuyor hem de sonraki basamakların pratiklerini uygularken nasıl bir kafa yapısı ve tavır içinde olmamız gerektiğini belirliyor. Üçüncü basamak olan “asana” ise kelime olarak “duruş” anlamına geliyor.

İşte bizim “yoga” olarak bildiğimiz şey aslında asana pratiği. Yoga öğretisinde asanalar bedeni gevşetmek, rahatlatmak, güçlendirmek ve nihayetinde bizi daha derin bir meditasyon oturuşuna taşımak işleviyle bulunuyor. Ayrıca bu tarz bütüncül (holistik) öğretilerin tümünde beden, zihin ve ruh birbirinden bağımsız çalışan bileşenler değil, birbiriyle entegre çalışan bir bütün olarak ele alınıyor. Yoga pozlarında da amaç bir duruşu mükemmel yapmak ya da akrobatik olmak değil. Öncelik, pozlara nasıl girip çıktığımız, pozdan poza nasıl aktığımız ve nefes-beden uyumu. Böylece aslında bir egzersiz disiplini değil, bir farkındalık disiplini uyguluyor oluyoruz. Öncelikli niyet, bedenimizle bir hareket yaparken zihnin başka yerlerde dolaşmadığından emin olarak farkındalığı bedende ve anda köklü tutmak. Dolayısıyla yoganın fiziksel pratiğine, bedeni hareketli tutarken meditasyon hâlinde bulunmak diyebiliriz.